Hiç “Skibidi Toilet” kelimesini duyup ne anlama geldiğini merak ettiniz mi? Veya “slay” kelimesinin bir anda neden herkesin diline pelesenk olduğunu? Yalnız değilsiniz. Konuşma dilimiz, farkında olsak da olmasak da, sosyal medya platformlarının görünmez yöneticileri olan algoritmalar tarafından yeniden şekillendiriliyor. “Etimoloji Uzmanı” olarak tanınan dilbilimci Adam Aleksic, yeni kitabı “Algospeak: Sosyal Medya Dilin Geleceğini Nasıl Dönüştürüyor” ile bu devrimin haritasını çıkarıyor.
Haberi PodCast olarak dinlemek isterseniz;
Aleksic’e göre, bu sadece yeni argo kelimeler öğrenmekten ibaret değil; bu, dilin kendisinin evrimleşme hızının ve şeklinin kökten değişmesi anlamına geliyor. Peki, bu algoritmik çağda dilimize tam olarak ne oluyor?
Algospeak: Sansürden Doğan Yeni Lehçe
Değişimin en bariz yüzü “Algospeak” olarak adlandırılan kavram. Bu, platformların içerik denetleme algoritmalarına takılmamak için üretilen kelimelerden oluşan bir lehçe. Örneğin, şiddet içeren “öldürmek” (kill) kelimesi yerine, algoritmayı atlatmak için türetilen “cansızlaştırmak” (unalive) kelimesinin kullanılması en bilinen örneklerden biri. Bu, dilin, makinelere karşı bir hayatta kalma mekanizması geliştirmesinden başka bir şey değil.
Bağlam Çöküşü: Kelimeler Anlamını Yitirirken
Aleksic’in vurguladığı en önemli tehlikelerden biri “bağlam çöküşü”. Algoritmalar, bir içeriğin popüler olacağını anladığında, onu orijinal kitlesinden ve bağlamından koparıp milyonlarca farklı insanın önüne serer. Bunun en çarpıcı örneği, Afro-Amerikan ve Latin kökenli LGBTQ+ bireylerin 1980’lerdeki “balo salonu” kültüründen doğan “slay,” “serve,” “queen” gibi kelimelerdir.
O dönemde belirli bir topluluğun direncini ve kimliğini yansıtan bu güçlü kelimeler, bugün algoritma sayesinde kökeninden habersiz milyonlarca insan tarafından estetik bir beğeni ifadesi olarak kullanılıyor. Aleksic’e göre bu durum, kelimelerin orijinal gücünü ve kültürel ağırlığını kaybetmesine neden oluyor.
“Beyin Çürümesi” mi, Pop Art mı?
Oxford Üniversitesi tarafından geçen yılın kelimesi seçilen “beyin çürümesi” (brain rot), genellikle “Skibidi Toilet” gibi anlamsız ve tekrara dayalı internet içerikleri için kullanılıyor. Ancak Aleksic, bu terimin kendisinin bir kültürel kaygıyı yansıttığını savunuyor. Ona göre asıl sorun “skibidi” kelimesi değil, insanların parçalanan dikkat süreleri, algoritmik beslemeler ve düşen okuryazarlık oranları hakkındaki endişeleridir. Bu endişeler, günah keçisi olarak bu kelimelere ve memlere yükleniyor.
Aleksic, çarpıcı bir benzetme yapıyor:
“Bence Andy Warhol bugün hayatta olsaydı, Skibidi Toilet resimleri yapıyor olurdu. Pop art, düşük sanat ile yüksek sanat arasındaki sınırla oynuyordu. ‘Beyin çürümesi’ de tam olarak bunu yapıyor.”
Haftalık Argo ve Kaybolan Bağlar
Belki de en endişe verici olan, dilin değişim hızı. Eskiden bir argo kelimenin yayılması aylar, hatta yıllar alırken, şimdi bu süreç günler veya haftalarla ölçülüyor. Aleksic, bu durumu iletişim teorisyeni Harold Innis’in “mekân odaklı” ve “zaman odaklı” medya ayrımıyla açıklıyor.
- Zaman Odaklı Medya (Kitaplar, ritüeller): Zaman içinde varlığını sürdürür ve derin topluluk bağları kurar.
- Mekân Odaklı Medya (Viral içerikler): Çok hızlı bir şekilde çok geniş bir alana yayılır ama çabuk kaybolur.
Aleksic, “Bu mekân odaklı iletişimin (içeriğin) fazlalığından endişeleniyorum. Bu durumun birbirimizle daha az ve daha yüzeysel bağ kurmamız anlamına gelmesinden korkuyorum,” diyor.
Öne Çıkanlar:
- Ana Konsept: Algospeak: Algoritmik sansürü aşmak için (“unalive” gibi) türetilen kelimeler.
- Uzman Görüşü: Dilbilimci Adam Aleksic, algoritmaların dili hem hızlandırdığını hem de içeriğini değiştirdiğini savunuyor.
- Bağlam Çöküşü: Kelimeler (“slay” gibi), algoritma tarafından orijinal kökenlerinden koparılarak anlam erozyonuna uğratılıyor.
- Hızlanan Değişim: Argo kelimeler aylar yerine haftalar içinde doğup ölüyor, bu da yüzeysel ama geniş bir iletişim ağı yaratıyor.
- Merkezi Çelişki: İnternet kültürünün getirdiği yaratıcılığa duyulan sevgi ile bu kültürü yöneten kâr odaklı algoritmik yapılara duyulan rahatsızlık bir arada yaşanıyor.
Ne Yapmalı? Direnmek mi, Uyum Sağlamak mı?
Aleksic’e göre “kafanızı kuma gömüp” bu gerçeği yok sayamazsınız. Bu değişim, matbaanın icadı gibi “Gutenberg seviyesinde” bir devrim ve hepimiz bu sürecin içindeyiz. Çözüm, teknolojiyi tamamen reddetmek değil, onunla sorumlu bir şekilde etkileşime geçmek: Algoritmanın bizi nasıl şekillendirdiğinin farkında olmak, sınırlar koymak (telefonu yatak odasına sokmamak gibi) ve bu yeni dijital dünyanın pasif tüketicileri değil, bilinçli katılımcıları olmak.
