Tanrısız Hippiler ve Yapay Zeka
Birkaç gün önce The Economist’in 25 Haziran 2026 tarihli sayısında yayınlanan analiz, yapay zeka tartışmalarına yeni ve oldukça rahatsız edici bir boyut kattı. Makalenin başlığı net: AI models’ values are very different from most people’s. Yani yapay zeka modellerinin değerleri, çoğu insanın değerlerinden belirgin şekilde farklı.
Dünya Değerler Anketi (World Values Survey) sorularını İngilizce sorduklarında modellerin verdiği cevaplar, 88 ülkenin 2017-2023 ortalamalarıyla karşılaştırıldığında ortaya çıkan grafik adeta bir kültürel harita. Yatay eksende “Hayatta Kalma → Kendini İfade”, dikey eksende “Geleneksel → Seküler/Rasyonel” değerler var. AI modelleri bu haritada genellikle en sağ üst köşede, yani en seküler ve en bireyci/self-expression odaklı bölgede kümeleniyor. Grafiğin üstüne konulan başlık da oldukça çarpıcı: “Godless hippies” — Tanrısız hippiler.
Batı menşeli modeller (GPT-4o, GPT-5.4, Claude Opus/Sonnet, Gemini 3.1 gibi) bu bölgede adeta sıkı bir küme oluşturuyor. Hatta İsveç, Norveç veya Danimarka gibi en ilerici ülkelerin ortalamalarından bile daha uçta yer alıyorlar. Çin menşeli modeller (DeepSeek R1, Qwen 3.6 gibi) ise bu genel eğilimden kısmen ayrışıyor; biraz daha farklı, kimi zaman daha kolektif veya otoriteye duyarlı cevaplar veriyor.
Neden bu kadar farklılar?
Cevap büyük ölçüde iki yerde saklı:
1. Eğitim verisi: İnternet’in büyük kısmı İngilizce, Batılı kaynaklar, Reddit tartışmaları, ana akım medya ve akademik metinlerden oluşuyor. Bu veri seti zaten belirli bir kültürel iklim taşıyor.
2. Alignment (değer hizalama) süreci: OpenAI, Anthropic, Google gibi şirketler modellerini “güvenli ve zararsız” hale getirmek için insan geri bildirimleriyle eğitiyor. Bu geri bildirimleri veren ekiplerin dünya görüşü de genellikle eğitimli, şehirli ve liberal/seküler bir arka plana sahip.
Sonuç: AI nötr bir ayna değil. O, kendi yaratıcılarının değerlerini yansıtan bir mercek. Ve bu mercek şu anda oldukça tek taraflı.
Bu durum neden önemli?
Çünkü AI artık sadece “araç” değil. Milyonlarca insan her gün onunla konuşuyor, tavsiye alıyor, içerik üretiyor, hatta hayat kararları için fikir soruyor. The Economist’in de altını çizdiği gibi, AI’nin değerlerinin kullanıcılara “bulaşması” oldukça olası. Bu bulaşma yavaş, sessiz ve fark edilmesi zor.
Türkiye açısından baktığımızda durum daha da kritik. Biz hâlâ hem modern hem geleneksel değerlerin iç içe geçtiği, ailenin, tarihin, dinin ve topluluk bağlarının güçlü olduğu bir toplumuz. Dışardan gelen her “güç” kendi değerlerini de beraberinde getiriyor. AI ise bu gücü çok daha görünmez ve küresel ölçekte yapıyor.
Bir gün AI’ye “İyi bir hayat nasıl yaşanır?” diye sorduğunuzda, aldığınız cevapta bireycilik, kendini gerçekleştirme ve geleneksel bağlardan uzaklaşma vurgusu ağır basabilir. Bu cevap “yanlış” değil, sadece belirli bir kültürel mercekten geçmiş. Sorun da tam burada başlıyor.
Ne yapmalıyız?
– Farkındalık şart. AI’nin cevabını sorgulamayı öğrenmeliyiz: “Bu cevap hangi değer sistemine göre konuşuyor?”
– Çeşitlilik üretmeliyiz. Tek bir modelin (özellikle Batı menşeli) hegemonyasına karşı, açık kaynak modelleri kendi verilerimizle fine-tune etmeli, yerel kültürel bağlama duyarlı AI’ler geliştirmeliyiz.
– Jeopolitiği görmeliyiz. Çin’in farklı değerler taşıyan modeller üretmesi tesadüf değil. AI, sadece teknoloji yarışı değil, aynı zamanda değerler yarışı haline geliyor.
Teknoloji hiçbir zaman sadece teknik bir mesele olmadı. Matbaa, radyo, televizyon ve internet de kendi dönemlerinde değerleri taşıdı ve dönüştürdü. Yapay zeka ise bu sürecin en güçlü ve en hızlı halkası.
Soru şu: Gelecekte AI ile kurduğumuz ilişkinin yönünü biz mi belirleyeceğiz, yoksa yapay zekanın taşıdığı değerler mi bizi yavaş yavaş şekillendirecek?
Sizce AI hangi değerleri taşımalı? Tamamen nötr mü olmalı, yoksa evrensel insani değerleri mi yansıtmalı? Yoksa her kültür kendi yapay zekasını mı yaratmalı? Yorumlarda tartışalım.
Osman Akın



