Tokyo, Japonya – Bilim dünyası, kanser tedavisinde çığır açabilecek potansiyel bir keşfe odaklanmış durumda. İnsan bağırsağında yaşayan ve şimdiye kadar pek bilinmeyen bir bakteri türü olan Hominenteromicrobium mulieris (H. mulieris), farelerde bazı kanser ilaçlarının etkisini önemli ölçüde artırabildiğini gösterdi. Bu bulgu, kanser tedavisinde yeni stratejilerin geliştirilmesine yönelik umut verici bir adım olarak kabul ediliyor ve araştırmacılar, aynı etkinin insanlarda da görülüp görülmeyeceğini test etmek için klinik bir deney başlatmayı planlıyorlar.
Haberi Podcast olarak dinlemek isterseniz;
Gizemli Mikrop ve Bağışıklık Sistemi İlişkisi
14 Temmuz’da Nature dergisinde yayımlanan bu çığır açan çalışma, vücuttaki mikroplar ile kanser tedavisine verilen tepkiler arasındaki giderek karmaşık hale gelen ilişkiyi bir kez daha gözler önüne seriyor. Pennsylvania’daki Pittsburgh Üniversitesi’nde immünoloji ve mikrobiyoloji alanında çalışmalar yapan Marlies Meisel, bu keşfi “Gerçekten değerli bir bakteri rezervuarı. Bu araştırmacılar bir altın madeninden yararlandılar” sözleriyle değerlendirdi.
Keşif Süreci ve Zorlu Yolculuk
H. mulieris bakterisi, sadece üç yıl önce keşfedilmiş, insan bağırsağının düşük oksijenli, besin açısından zengin ortamında sessizce çoğalan mütevazı bir mikrop. Tokyo’daki Ulusal Kanser Merkezi’nden immünolog Hiroyoshi Nishikawa ve ekibi, bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri adı verilen ilaçlarla tedavi edilen 50 kanserli hastanın dışkı örneklerini analiz ederken bu yeni mikrop türüyle karşılaştılar.
Nishikawa, kontrol noktası inhibitörleri ile tedavi gören bazı hastaların neden iyi yanıt verirken bazılarının vermediğini anlamak için farklı bir yaklaşım sergiledi. Kanserli insanlardan alınan dışkı örneklerini tümörlü farelere naklettiler. Sonuçlar şaşırtıcıydı: Kontrol noktası inhibitörüne iyi yanıt veren insanlardan nakil alan fareler, ilaca yanıt vermeyen insanlardan nakil alan farelere göre tedaviden daha fazla fayda gördü.
Nishikawa, bu farka neden olan mikroorganizmayı bulmaya karar verdi. Mikrobiyolog olmadığını belirten Nishikawa, ekibinin en büyük etkiye sahip mikrobu, yani bir H. mulieris suşunu tespit etmesinin yaklaşık bir buçuk yıl sürdüğünü ve bunun “çok büyük bir çaba” gerektirdiğini ifade etti.
Kanser Tedavisindeki Etki Mekanizması
Ekip, H. mulieris’in kontrol noktası inhibitörlerine verilen tepkileri nasıl iyileştirdiğini de ortaya koydu. Farelerde bu mikrop, kan yoluyla tümörlere ulaşabilen dendritik hücreleri uyarır. Dendritik hücreler ise, kanser hücrelerini tanıyıp yok edebilen T hücreleri adı verilen diğer bağışıklık hücrelerinin bir alt kümesini aktive eder. Bu durum, aynı tümör hedefli T hücrelerini serbest bırakarak etki eden kontrol noktası inhibitörlerinin etkilerini artırır. Başka bir deyişle, H. mulieris, vücudun kendi bağışıklık sisteminin kansere karşı savaşma yeteneğini güçlendiriyor.
Gelecek İçin Umut Veren Klinik Deney
Nishikawa ve meslektaşları, önümüzdeki üç yıl içinde H. mulieris’in insanların kontrol noktası inhibitörlerine verdiği tepkileri iyileştirip iyileştiremeyeceğini test etmek için bir biyoteknoloji şirketiyle iş birliği yaparak bir deneme başlatmayı hedefliyorlar. Daha önceki araştırmalar, kontrol noktası inhibitörlerine verilen tepkileri artırabilen başka mikropları da ortaya çıkarmıştı, ancak Nishikawa ve ekibi, bu suşların H. mulieris’ten daha az etkili olduğunu buldu.
Marlies Meisel, bağırsakta bağışıklık sistemini farklı mekanizmalarla uyarabilen başka bakterilerin de gizlendiğini ve bunların “potansiyel olarak sinerjik etki gösterebileceğini” belirtiyor. Bu durum, gelecekte kanser tedavisinde farklı bakterilerin bir araya getirilerek “çeşitli tümör karşıtı işlevlere sahip bir karışım” oluşturulabileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Bu keşif, kanserle mücadelede mikrobiyom tabanlı tedavilerin potansiyelini gözler önüne seriyor.
