George Orwell’in “1984” romanındaki Büyük Birader rejiminin önünde artık teknik bir engel kalmadığı uyarısı, ilk kez 2003 yılında ACLU tarafından yayınlanan bir raporda yapılmıştı. Aradan geçen yirmi yılda yüz tanıma sistemleri, biyometrik pasaportlar ve gözetleme dronları gibi teknolojilerle bu kehanet adım adım gerçeğe dönüştü. Şimdi ise teknolojik korku galerisine yeni ve endişe verici bir parça daha ekleniyor: “WhoFi”. Bu sistem, standart bir Wi-Fi sinyalini kullanarak duvarların arkasındaki insanları %95’in üzerinde bir doğrulukla tanımlayabiliyor.
Haberi PodCast olarak dinlemek isterseniz;
Wi-Fi Sinyaliyle İç Organlarınızı “Okuyan” Sistem
Bu çığır açan ancak bir o kadar da ürkütücü teknoloji, Roma Sapienza Üniversitesi‘ndeki bir araştırma ekibi tarafından geliştirildi. Ekibin yayınladığı makaleye göre “WhoFi”, kameralar gibi görsel bir tarama yapmıyor. Bunun yerine, ortamdaki Wi-Fi sinyallerinin insan vücudundan geçerken nasıl bozulduğunu analiz ediyor.
Sistemin en rahatsız edici yönü ise, bu analizi yaparken sadece vücudun dış hatlarını değil, çok daha fazlasını “görmesi”. Araştırmacılar makalelerinde durumu şöyle açıklıyor: “Bir kişinin yalnızca dış yüzeyini algılayan optik sistemlerin aksine, Wi-Fi sinyalleri kemikler, organlar ve vücut kompozisyonu gibi iç yapılarla etkileşime girerek, kişiye özgü sinyal bozulmalarına yol açıyor ve bu da benzersiz bir imza görevi görüyor.”
Bu, her birimizin benzersiz iskelet yapısı, organ yoğunluğu ve vücut kompozisyonunun, Wi-Fi sinyalleri üzerinde parmak izi benzeri bir iz bıraktığı anlamına geliyor. Sistem, bu “biyometrik imzayı” tespit ederek, sizi %95.5 doğrulukla, duvarların arkasından ve ışıktan tamamen bağımsız olarak tanımlayabiliyor.
“Gizliliği Koruyor” Savunması ve Gözetim Toplumunun Gerçeği
Araştırmacılar, sistemin “görsel olmadığı” için “gizliliği koruyan” bir teknoloji olduğunu iddia etse de, bu savunma mahremiyet uzmanları için hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü “WhoFi” tek başına bir cihaz değil, zaten var olan devasa bir gözetim ağının üzerine eklenecek yeni bir katman olma potansiyeli taşıyor.
2021 itibarıyla sadece ABD’de yaklaşık 85 milyon güvenlik kamerası ve her an kayıt yapabilen 265 milyona yakın cep telefonu bulunuyordu. Buna, polis teşkilatları ve özel şirketlerin veri paylaştığı onlarca “füzyon merkezi” de eklendiğinde, “WhoFi” gibi bir teknolojinin ne kadar tehlikeli olabileceği açıkça görülüyor. Bu sistem, evimizin en mahrem köşelerini bile potansiyel bir gözetim alanına dönüştürme riski taşıyor.
“Sadece Bir Araştırma Projesi” Yanılgısı
Elbette, “WhoFi” şimdilik sadece bir laboratuvar projesi. Ancak unutulmamalıdır ki, bugün hayatımızın bir parçası olan yüz tanıma, sesli asistanlar ve plaka okuma sistemleri de bir zamanlar “sadece bir araştırma projesiydi”. Teknolojik gelişmelerin kâr hırsıyla yönlendirildiği bir dünyada, bu tür bir teknolojinin ticarileşip yaygınlaşması an meselesi olabilir.
Sonuç olarak, Roma’da geliştirilen bu sistem, evimizdeki yönlendiricinin (router) bir gün her hareketimizi izleyen bir gözetleme cihazına dönüşebileceği distopik bir geleceğin habercisi olabilir.
Öne Çıkanlar
- Yeni Teknoloji: Roma Sapienza Üniversitesi’nden araştırmacılar, “WhoFi” adlı sistemle Wi-Fi kullanarak duvarların arkasından kimlik tespiti yapabiliyor.
- Benzersiz Mekanizma: Sistem, Wi-Fi sinyallerinin vücudun kemik ve organ gibi iç yapılarından geçerken uğradığı bozulmayı analiz ederek “biyometrik imza” oluşturuyor.
- Yüksek Doğruluk: “WhoFi”, kişileri %95.5 gibi şaşırtıcı bir doğruluk oranıyla tanımlayabiliyor.
- Büyük Risk: Bu teknoloji, zaten var olan yoğun gözetim altyapısına eklenerek ev mahremiyetini tamamen ortadan kaldırma potansiyeli taşıyor.
- Tarihsel Uyarı: Günümüzün yaygın gözetim araçlarının çoğu gibi, “WhoFi” de “sadece bir araştırma projesi” olarak başladı ve ticarileşme riski taşıyor.
